Sana nasıl anlatsam bunu bilemiyorum...
Hani bülbül gül için şarkılar besteler...
Gülün kendisine ait olamayacağını da bilir...
Ama yine de gülün çevresinde pervanedir...
Ve gül için şarkılar yakmaya doyamaz ya...
Aslında demek istediğim...
Hani gül bülbül için daha bir başka açar...
Kokusunu her zamankinden daha fazla saçar...
Bülbülün o kokuyu duyması için elinden geleni yapar...
Yapar da bülbüle hiçbir zaman ait olamayacağını bilir ya...
Demem o ki, yani...
Hani kalem kağıdın aşkıyla tutuşur...
Akıtır içinde ne varsa kağıdın satırlarına...
Kalemin ucu bu alevden kor olur...
Mürekkebini tüketmeye razıdır da kalem...
Hiçbir keresinde kağıt dile gelmez, gelemez...
Kalemin aşkına karşılık veremez ya...
Anlatmaya çalıştığım şey...
Hani böyle Kız Kulesi, Galata Kulesi’ne uzaktan bakar...
Hiçbir zaman kavuşmalarına boğazın izin vermeyeceğini bilse de...
Sevdiceğine yunuslarla selam yollar...
Gene de aşkını dalgalara döker ya...
Uzun lafın kısası; şey yani nasıl desem...
Bir bülbül say beni güle şarkılar yakan...
Bir gül yerine koy beni bülbüle kokular saçan...
Bir kalem olayım bembeyaz sayfalara içini akıtan...
Ya da bir Kız Kulesi, boğaza karşı koyan...
Her satırı dikkatlice okunduuu...Pek güzel oldu, yüreğine sağlik:)
YanıtlaSil